joommaster team
Bulunduğunuz yer:
Gülcan Karamustafaoğlu İle Söyleşi PDF Yazdır E-posta
Yazar Administrator   
Cuma, 02 Nisan 2010 18:35

Gülcan Karamustafaoğlu İle Söyleşi

İlkokul eğitimine devam ediyordu. Bir gün öğretmenleri tarafından babasının okula gelmesi istendi. Endişe içinde okula giden Hüseyin Bey, kızının ilkokul öğretmeninden şu sözcükleri işitti; “Gülcan’ın müziğe karşı aşırı bir ilgisi var. Gelecekte müzik konusunda çok başarılı olabilir.Ancak müzik eğitimi çok küçük yaşlarda başlar. Sizden Gülcan’ı bu konuda desteklemenizi istiyoruz”.  
 
Karmaşık düşüncelerle eve dönen Hüseyin Bey, duydukları karşısında sevinç ve endişe dolu hisler yaşamaktaydı. Doktor, mühendis ya da bir öğretmen olmasını arzu ettiği kızı için öğretmenleri tarafından biçilen kaftan müzikti. Evet Gülcan evde türküler söylüyordu. Sesi de güzeldi. Gülcan şarkı söylediği zaman gurur duyuyordu. Ama işler şimdi başkaydı. Gülcan müzik eğitimi almalı diyordu öğretmenleri.
 
Hüseyin Bey zor da olsa kendini ikna edebildi, “hayırlısı neyse o olsun” diledi ve kararını verdi. Gülcan’ı müzik konusunda sonuna kadar destekleyecekti. Böylece çok uzun sürecek bir yolculuk Gülcan için ilk okul sıralarında başladı.
 
Bu hafta, uzun yıllardan beri müzik eğitimi alan ve Kastamonu’muzun gelecekteki gurur kaynaklarından biri olacağına inandığımız genç bir kardeşimizi Gülcan Karamustafaoğlu’nu konuk ediyoruz. Eminim ki sizler de onu tanıdıkça, mütevazi kişiliğini anladıkça, sesini dinledikçe bizim düşüncelerimize katılacak ve gurur duyacaksınız.
 
**  
Dilerseniz sohbetimize Gülcan’ı tanımak ve kendi sözcükleri ile size tanıtmakla başlayalım. Kimdir Gülcan Kara?    
 
GK- Aslında gerçek ismim Gülcan Karamustafaoğlu, çok uzun bir soy ismim var fakat sahnede kullanmak adına kolaylık olsun diye soy ismimi kısalttım ve Kara olarak kullanmaya başladım. 1986 yılında İstanbul’da Kızıltoprak’ta doğdum. Ailem Kastamonu’dan 50’li yıllarda İstanbul’a göç etmiş. İlkokulu Nilüfer hatun ilköğretim okulunda bitirdim. İlkokulda müzik öğretmenim ve diğer öğretmenlerim benim müziğe yetenekli olduğumu, müziğe çok fazla ilgili olduğumu söyleyerek beni bir müzik okuluna yönlendirmeye çalıştılar. Ailemle konuştular ve bu konuda onları ikna ettiler ve ailem de beni destekledi. İlk okulu bitirdikten sonra konservatuar sınavlarına girmeye hazırlandım. Fakat o zamanlar bu konuda fazla altyapım olmadığı için ve etrafımda beni yönlendirecek yetkinlikte insanlar olmadığı için o zaman sürecinde konservatuarı kazanamadım. Fakat bu benim için çok iyi bir deneyim oldu.
 
Konservatuarı kazanamayınca lisede başka bir bölüme girmeyi düşündüm. Böylece Nışantaşı’nda Rüştü Uzel Anadolu kız meslek lisesi tekstil bölümüne girdim.
 
Böylece Gülcan lise öğreniminde farklı bir meslek alanına yöneliyordu. Ancak müzik sevgisi onu müzikten koparmıyor aksine gittikçe onu müziğe bağlıyordu. Bu konuda kendini geliştirmeliydi. Ailesi ile konuştu ve karar verildi. Bir yandan Lise öğrenimine devam edecek diğer yandan müzik dersleri alacaktı. Araştırıldı ve Tuğrul Şan müzik okuluna kayıt yapıldı. O günleri de Gülcan’ın anlatımıyla sizlere aktaralım...
 
GK- Lise eğitimim sırasında Tuğrul Şan müzik okuluna kayıt yaptırdık. Dört yıl boyunca burada müzik eğitimi aldım. Orada Mehmet Erenler hocadan dört yıl boyunca bağlama dersleri aldım. Yine Tuğrul Şan hocamdan repertuar derslerine devam ettim. Tuğrul Şan müzik okulunda eğitime devam ederken, TRT İstanbul radyosu gençlik korosu için sınavlar olduğunu öğrendim ve sınava girdim. 300 kişi arasında ilk otuza girip koroya kabul edildim. Bu benim için çok önemli bir aşama oldu.
TRT korolarına kabul edilmenin müzik kariyeri açısından konservatuar öğrencisi olmak kadar önemli olduğunu müzik konusunda biraz detay bilgisine sahip olan herkes bilir. Çünkü TRT her biri kendi alanında söz sahibi olan akademisyenler için kaliteli ve bilimsel müzik icra etmek demektir. Bu nedenle TRT’nin herhangi bir korosunda görev yapmak müzik kariyeri yapmak isteyenlerin CV’lerinde yer alacak en önemli değerlerden biridir. Gülcan’ın TRT gençlik korosuna kabul edilmesinin kariyeri açısından önemli bir kilometre taşı olacağı da açıktır. Bir yandan Tuğrul Şan müzik okulu, diğer taraftan TRT gençlik korosu çalışmaları derken Gülcan Liseden mezun olur. Şimdi artık hedefte konservatuar sınavları vardır ve Gülcan bu zorlu sınavı da kazanır. O artık bir konservatuar öğrencisidir. Gülcan, zamanının neredeyse tamamını alan müzik çalışmalarını çok büyük bir heyecanla bizlere şöyle anlatıyordu...  
 
GK- Liseyi bitirdiğim zaman tekrar konservatuar üniversite bölümüne hazırlanmaya başladım. Sınavlar sonucunda İstanbul Teknik Üniversite Konservatuarı Türk Halk Müziği ses eğitimi bölümüne kabul edildim. Bir sene hazırlık okudum ve şu an ikinci sınıftayım.
 
Müzik çalışmalarına aralıksız devam ediyorum. Neredeyse 24 saatim müzikle geçiyor. TRT gençlik korosunda başlayalı 6 yıl oldu. TRT’de sevgili hocam Erol Toker, Ümit Tokçan, Aysun Gültekin gibi değerli hocalardan ders aldım. Zaman zaman hocalarımız bizleri yurttan sesler korosuna alıp bir çok programlara çıkartıyorlar. Bu programlarda solistlik ve vokal yapıyoruz. Radyo programlarına katılıyoruz. Tuğrul Şan hocamla birlikte bir çok radyo programı yaptık.
 
Belediye kültür merkezlerinde bir çok konserler verdik. Gençlik korosu olarak Edirne Safranbolu ve Karabük üniversitesinde konserler verdik. Bir çok koroya katılıyorum. İstanbul Üniversitesinde Esat Kabaklı hocamızın şef olduğu çok eski bir koro var. O koroya da katılıyorum. Çalışmalara gidiyorum. Her sene Karabük üniversitesinde bu koro ile konser veriyoruz. Bu sene de 11 kasımda Safranbolu’da konserimiz olacak.
 
Geçen yıl Kültür Bakanlığı’nın bir çalışması oldu. İstanbul 2010 kültür başkenti projesi, Zafer Dalgıç hocamızın yönettiği bu koroda da yer aldım. Hüseyin Turan, Belkıs Akkale, Erdal Erzincan gibi çok önemli hocalarımızla beraber çalıştık.
 
Ses eğitimi yanında, bağlama eğitimi de başlamıştı. Üstelik bu eğitim, bağlama üstadlarından Mehmet Erenler hocadan alınmış ve dört yıl boyunca devam etmişti. Sohbetimizin bu bölümünde daha fazla müzik konuştuk.
 
GK- Tuğrul Şan müzik okuluna başladığım zaman amacım halk müziğini öğrenmek ve kendimi geliştirmekti. Ama hocalarımızın yönlendirmesi ile enstümana yönlendim ve bağlama dersleri almaya başladım. Bağlama dersleri almaya başladığım zaman lise öğrencisiydim ve o zaman halk müziğinin çok büyük bir derya olduğunu gerçekten idrak etmeye başladım. Her yörenin kendine özgü bağlamada çalış tavrı var. Her yörenin kendi usulü, ağzı ve düzeni var. Bir Konya’ya gidiyorsunuz, kaşıklar çalınır, bağlama da çalış tavrı çok farklıdır. Örneğin Kastamonu’da zeybekler hakimdir, Ege de aynı şekilde, doğuya gittiğinizde halaylar, uzun havalar hakimdir. Baraklar, hoyratlar hakimdir. Ben bunları dört sene boyunca Mehmet Erenler hocamdan yöreye göre usulü, düzenleri öğrenmeye çalıştım.
 
En çok bozlakları severim. Daha çok bozlak okumayı seviyorum. Neşet Ertaş ve Muharrem Ertaş türkülerini okumayı çok seviyorum. Okulda Erol Parlak hocamızla birlikte Elazığ ve Harput ağzını çalıştım. Aslında her yöreye bölgeye girdikçe müziğimiz o kadar büyük bir deniz derya ki içinde kayboluyorsunuz. Hangisini öğrensem, hangisini çalışsam çünkü inanılmaz bir zenginliğin içindeyiz.
 
Son bir yıldır Kastamonu müzik gündeminde olan çok küçük bir kardeşimiz var. Müzik spor gibi alanlar çok popüler alanlar olduğu için, bu alanlarda yeteneği olan küçüklere onların geleceklerini doğru yönlendirmek adına bir şeyler yapılması gerekiyor diye düşünüyorum. Tabii ki işin eğitim yada bilimsel yanı bizim konumuz değil ama popüler kişiliklerin kendilerinden sonra gelecek olan nesillere de örnek olmaları gibi bir misyon ortaya çıkıyor. Geride kalan sekiz yılı müzik eğitimi ile geçen Gülcan acaba bu konuda ne düşünüyordu?
 
GK- Eğitim çok önemli. Öncelikle müzik eğitimine çok küçük yaşta başlamak gerekiyor. Ayrıca aile desteği de çok önemli. Çünkü müzik çok erken yaşta öğrenilmeye başlanması gereken bir konu. Küçük yaşta benimseyip, büyüdükçe ve sürekli eğitim aldıkça bu işte ilerlemek gerektiğini bilmek gerekiyor. Mesela Berna kardeşimiz çok küçük yaşta keşfedildi. Bu gelecekte önemli bir sanatçı olacak biri için son derece önemli bir şans. Ancak Berna’nın şu an bulunduğu nokta sanırım çok kritik. Şimdi Berna’nın ilk önceliği okuluna vermesi ve bu arada iyi hocalardan ders alması gerekir. Müzik konusunda bir gelecek düşünülüyorsa, konservatuara hazırlanması gerekir. Bir çok örnekte gördüğümüz gibi, küçük yaşta televizyonda görülen ilgi, ilerki yaşlarında olmadığı zaman hem motivasyon hemde psikolojik anlamda zorluklar yaşatabiliyor. Sanatını icra edemiyor ve piyasadan silinebiliyor. O yüzden Berna’nın doğru yönlendirilip küçük yaşta iyi bir müzik eğitimi alması çok iyi olur. Ben yıllardır müzik eğitimi alıyorum. Müzik konusunda çok yol kat ettiğimi düşünüyorum. Tam olarak istediğim yere gelemesem de şansın bana yardım ettiğini düşünüyorum. Ama bu çok çalışmakla, iyi hocalardan ve doğru yerlerde eğitim almakla oldu. Daha hala tam olarak kendimi yetişmiş saymıyorum.
 
Bizler gibi örneklerden hareket etmeyi, gördüğünü kopyalamayı seven toplumlarda bazı ünvanlarda çok kolay verilebiliyor. Sesi güzel olan, şarkı söyleyen ve bu sayede sahne alan hemen herkese sanatçı denilmeye başlanıyor. Acaba bu konuda Gülcan ne düşünüyordu? Sanatçı nasıl olunmalıydı? Sanatçı kime denilmeliydi?
 
GK- Ben müziği yavaş yavaş ve sindire sindire öğrenmeye çalışıyorum. Bu işte ciddi eğitim almak çok önemli. Eğitim aldığınız zaman teknik öğreniyorsunuz. Değerli hocalar size yol gösteriyor. Nasıl davranılması gerektiğini, nasıl konuşulması gerektiğini, neleri yapmamamız ya da yapmamız gerektiğini gösteriyorlar. Dolayısı ile sadece müzisyen değil, o müziğin mesleki değerlerini de öğreniyoruz. Sonuçta sanat sahibi olmak, sanatkar olmak ciddi bir disiplin işi. Bütün bu disiplini yaşamadan her sazı eline alan ya da üç beş türkü söyleyebilen birileri sanatçı olarak kabul edilmemeli. Açık söyleyeyim ben sanatçı değilim. Sadece sanatçı olmaya çalışıyorum ve daha bu çok uzun yıllar alacak. Şu an konservatuar ikinci sınıf öğrencisiyim. ikinci sınıftayım. Akademik olarak ilerlemek istiyorum. Akademik kariyer yapmak istiyorum. Sahneyi de çok seviyorum. Müziği bu şekilde insanlara aktarmak istiyorum.
 
Gülcan İstanbul’da doğmuş ve İstanbul’da yaşıyordu. Ancak Kastamonuluydu. O halde bir göç hikayesi olmalıydı. Sordum...
 
GK- Büyük babam Kastamonu’dan İstanbul’a gelmiş. 50li yıllar sanırım. Büyük babam
Şakir Karamustafaoğlu Kastamonu Merkez Küçüksu köyünden İstanbul’a gelmiş. Orada çiftçilik yapıyorlarmış. Kastamonu’da köydeki imkanlar yetersiz olduğu için İstanbul’a iş bulmak için yerleşmişler. Büyük şehir demiş ve ekmek parası için gelmiş. Emekli olduktan sonra tekrar Kastamonu’ya köye dönmüşler. Babam evlenmiş, İstanbul’da kalmış ve hayatını kazanmaya devam etmiş . Babam elektronik teknisyeni. Şimdi bir havayolu şirketinde çalışıyor. Biz iki kardeşiz. Kardeşim de grafikerlik okuyor. Yani iki kardeş ikimiz de sanat alanıyla ilgileniyoruz. Ailem İstanbul’da büyük zorluklar yaşamış. Tabii ki bu sadece bizim hikayemiz değil. Bir çok göç eden aile, hayatını kazanmak adına benzer zorlukları yaşamışlar ve yaşamaya devam ediyorlar. Benim burada vurgulama istediğim ise benim gerçekten çok şanslı olduğum. Çünkü ben gerçekten bana çok destek veren bir anne ve babaya sahibim. Onlar her aşamada bana destek oluyor ve mesleğim ile ilgili doğru işler yapmam için beni teşvik ediyorlar. Bizim eğitimli kültürlü insanlar olabilmemiz için varlarını yoklarını ortaya koyuyorlar. Biz de kardeşimizle hedeflerimize ulaşabilmek için elimizden geldiğince çalışıyoruz.
 
Onu Kastamonulu yapan şey sadece ailesinin Kastamonulu olması mı yoksa, gerçekten kendi gönlünde oluşan bir bağ mıydı? Gülcan’ın “Ben her yıl 20 gün Kastamonu’da köyde tatil yapıyorum” diye söze başlaması Kastamonu’ya karşı olan gönülden bağın ispatı olmalıydı...
 
GK- Ben her yıl 20 gün Kastamonu’da köyde tatil yapıyorum. Köyde kalıyoruz tatil yapıyoruz. Kastamonu’yu geziyoruz. Bu sayede memleketimin kültürünü çok daha iyi öğreniyorum. Ben memleketimi çok seviyorum.
 
Kastamonu’ya her yıl gidiyordu. Ancak İstanbul’da olduğu dönemlerde okul, kurslar, korolar derken vakit bulmakta zorluk çekiyordu. Bu yoğunluk sırasında Gülcan nasıl olmuşta Kastamonulular tarafından fark edilmişti? Sordum...
 
Ben konservatuara başlamadan önce İstanbul’da bir arkadaşım sayesinde Kas-Der ile tanıştım. Kendimi Kas-Der Şişli şubesinde buldum. O sene Kas-Der Şişli Şube Başkanı Erol Şahin abimiz sahne tecrübesi edinmem konusunda beni çok destekledi ve Kas-Der’in bazı etkinliklerinde sahne almaya başladım. Hem Kastamonu’da ilçelerde hem de İstanbul’da bir çok etkinlikte sahne aldım. Ve böylece hemşehrilerimiz beni yavaş yavaş tanımaya başladılar. Bu konuda Kas-Der’e ve özellikle Erol Şahin’e çok şey borçluyum. Çünkü bana gerçekten öncü oldular.
 
İstanbul’daki dernekler, hemşehrilerimizin bir araya kolaylıkla gelebildikleri platformlar. Şimdi Kas-Der’in öncülüğünde Kastamonulu Sanatçılar Birliği kuruldu. Bunu da dikkate aldığımızda derneklerimiz müzik eğitimi konusunda daha fazla neler yapmalıydılar? Örneğin müzik eğitimi konusunda bir şeyler yapmalılar mı?
 
GK- Bence derneklerimiz bu konuda öncü ve birleştirici olabilirler. Sadece bir yere gidip orada konser verdiğinizde insanları eğlendirmiş oluyoruz bu doğru. Dinleyenler hoş vakit geçiriyorlar. Ama biz sanatımızı icra etmek istiyoruz. Ama bazı sahneler çok donanım gerektiriyor. Daha fazla ekip ve saz gerekiyor. Ancak bütçe imkansızlıkları nedeniyle zaman zaman bunları gerçekleştiremiyoruz. Bu durumda gerçekten icra etmek istediğimiz sanatımızı çoğu zaman tam olarak ortaya koyamıyoruz. Bu da bizi mutsuz ediyor. Deneklerimizin bu anlamda daha duyarlı olmasını bekliyoruz. Çünkü biz İstanbul’da Kastamonulu olarak sanatımızı icra etmeye çalışan çok az sayıda arkadaşız.
 
Kas-Der bünyesinde müzik dersleri verilmesi ve kurslar düzenlenmesi çok güzel fikir olabilir. Yine Kas-Der bünyesinde bir orkestranın kurulması çok iyi olabilir. Ancak bunun için çok uzun zaman geçmesi gerekiyor. Bu kolay değil. Bunun oluşması için çok uzun süreler çalışmak gerekiyor. Ama bir yerden başlamak gerekiyor. Derneklerimizde düzenlenecek kurslar çok yararlı olur. Sanatçılar birliği kurduk. Orada bunun konusu geçti. Dersler verelim; solfej, nazariyet, bağlama dersleri verelim dedik. İnşallah bütün bunları gerçekleştirebiliriz.
 
Son olarak Gülcan ne söylemek isterdi. Okuyucularla, Kastamonulularla neleri paylaşmak isterdi?
 
GK- Son olarak eklemek istediklerim, lütfen hiç kimse müziği hafife almasın. Kolay bir iş gibi görmesin. Eğitim almadan, birikim olmadan çok zor. Yani müzik elinize mikrofon alıp şarkı türkü söylemekten ibaret değil. Eğer böyle zannediyor ve böyle düşünülüyorsa bu işi yapmak isteyenler önce bir düşünüp gerçekte ben neredeyim, ne yapıyorum deyip ondan sonra bu işe başlayıp bu işe atılsınlar. Çünkü küçük yaşta başlanılıp benimseyip özümseyip ondan sonra yapılacak bir iştir müzik. Kolay değildir. Herkese sonsuz teşekkür ediyorum.
 
**
Gülcan ses sanatçısı olmak yolunda önemli mesafe almış bir kardeşimiz. Kendisi de ileride sanatçı bir kimliğe sahip olmak için büyük bir azimle çalıştığını söylüyor. Müzik konusunda otorite olan kurum ve hocalardan ders alarak geçirdiği 8 yılın ardından kendisini hala öğrenci olarak gören ve sanatçı denilmesini kabul etmeyen Gülcan’a, sanat yaşantısı boyunca başarılar diliyoruz. Umarız tuttuğu yol engelsiz olur, umarız günün birinde gurur duyacağımız bir Kastamonulu kardeşimiz ulusal televizyonların, prestijli konser salonlarının vaz geçilmez bir parçası olur. Tabii ki bu konuda biz Kastamonululara da iş düşüyor. Onun bizlerden beklediği ise Gülcan’ın gece gündüz çabaladığı mücadelesinin yanında çok basit kalıyor. Onun bizden beklediği çok basit. Sadece ve sadece destek. 
 
Gülcan Karamustafaoğlu
 
Kaynak: Levent Zihnioğlu söyleşileri her Çarşamba Kastamonu Postası ve Kastamonu Gazetesi`nde yayınlanmaktadır.
 
 
Cumartesi, 17 Nisan 2010 16:35 tarihinde güncellendi
 


KARAMUSTAFAOĞLU GRUP Şirketlerimizi incelemek için resmi tıklayınız

Reklam

KMOSigorta Acenteliği

Reklam

Ytong

Reklam